Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Eylül 2018 Pazar

KEMALİST ÖĞRETMEN MİNE BÜLBÜL 'HASRETLİ OKLAR'


HASRETLİ OKLAR    
         Gazeteler, eski gazeteler,Onlar şimdikilerden çok farklı, eğitici, bilgi dolu, sevgi dolu,
 inanç dolu...
   Hal böyle olunca Asya'dan Avrupa'ya bir kısrak başı gibi uzanan dört nala özgürlük taşıyan,                                                                                                                           uygarlık taşıyan, Türk Yurdu!
    Tarihi ile diliyle, bilimiyle örneklediği yakut mücevherler gibi parladığı, 
                                                                                            Kongreler, Kurultaylar Kamutaylar...
                        Ve bir Ulusu aslına çeviren kökleri ile buluşturan Başöğretmen. 
    Nereden gelip, nereye gittiğini ve nereye ulaşabileceğini somutlayan, hareketleyen Başöğretmen!

 
BAŞÖĞRETMEN ''HASRETLİ OKLAR''
   Eski gazeteler, Cumhuriyetin gazeteleri, Ulusun Gazeteleri, Devrimin ayak izlerini taşır, sesleri yankılanır! Onları koklayabilmek, nefasetine ulaşmak ve  duyumsamak, gerçeğin birincil kaynaklarına eriştiriyor insanı!

BAŞÖĞRETMEN HASRETLİ OKLAR

        Her bakış ve her yorumla değişen dönüşen hatta şahsi ve harsi emellere alet edilen muhteşem Devrim, MUHTEŞEM TÜRK DEVRİMİ! Aslı, bulmak için arandığımız yaşamlar, kitaplar!
  Yine daldım arşivin buğulu sayfalarına ve bir süre eski gazeteleri taradıktan sonra belli bir kanaat oluşturdum.
   Günümüzün en büyük sorunlarından biri olarak gördüğüm kavram sorunu ile başlamayı uygun buluyorum. Çünkü kavramı doğru ortaya koymadan üzerine imar edeceğimiz binayı kurmak tümüyle yanlış temele oturtmaya sebebiyet veriyor! Yine kavramı belirleyerek işe başlayalım.
   19 Mayısta M. Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı ile başlayan Kurtuluş Hareketi  Devrim mi, İnkılap mı ? Çünkü Devrim ile İnkılap ifade ettiği anlamlar itibari ile bir birinden küçük farkla ayrı ve kullanıldığı alan ile de önemli ölçüde ayrı ve ayrılması gereken iki KAVRAM!
   İnkılap; Arapça isimdir, Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirebilmek için yapılan köklü değişiklik, iyileştirme olarak tanım alır.
   Devrim; Türkçe isimdir Devirmek kökünden gelir, kökten değişiklik yeni biçim yeni bir anlayış getirmek demektir.
   Türkiye'mizde yönetimin, halka geçmesi ve tamamıyla Ulusal Egemenliğe dayanması noktasından ele aldığımızda TAM BİR DEVRİM,
    Devrimin köklerini ve bağlarını kontrol ederek düşündüğümüzde ise TAM BİR İNKILAP,
 olduğunu görürüz!
    Nedenlerine baktığımda,(burada ben dili ile aktarma yapacağım; çünkü kendi bilgi, görgü, algı sınırlarımı belirlemek, bakış açımı ben ile sınırlamak gereği duyuyorum. O muhteşem 'Devrim' ve peşi sıra yapılan asıla dönüş niteliğindeki İnkılaplar, bir birey olarak benim algılarımdan çok daha büyük çok daha yücedir!)
    Devrim olarak nitelemenin, en haklı ve en büyük paydası, Türk Milletinin, Töresine ve yapısına uygun yönetim biçiminin uzunca bir süre kaybedilmesine verdiği tepki olarak değerlendiriyorum. Türk ananesi ile yaşayan halk yönetimini kendi kurar ve bunu ortak karar alma süreci ile yapar ki, bu yöntemi kurulan her devlette görmek olanağı vardır.
     Halk ile yönetimin ayrılması, ya da kopuşu, araya giren virüslerin( başka milletlerin gelenekleri) yaptığı hastalık ile oluşmuştur.  Virütik bulaşma, Halk ile yönetim arasında kurulan geçirgenliği, alıp verme, uzlaşma dolayısıyla birbirini var etme işlevini tıkayarak kangren olmasına neden olmuştur. Her gül dibinde meclis kuran halk karar organında liyakati bulamamanın acısını, hastalığını ilişkilerini sınırlayarak karşılamıştır. Meydana gelen kopukluk, devletin ve devleti kuran halka yabancılaşmasına neden olunca, TOPRAĞIN ve üzerinde yaşayan HALKIN, ANALIĞI DEVLETİN BABALIĞI, birbirini öteleyen, iteleyen, eziyet eden hal almıştır.
   Açıklamaya çalıştığım nedenle, TÜRKİYE ve Türkiye de yaşayan önder Halk, bir DEVRİM yapmıştır. Devletin keyfi (şahsi ) yönetimden gördüğü zararı yok olma pahasına engelleyerek şahsi eylemlerden uzaklaşmış, ULUSAL EGEMENLİĞE dayalı olarak yeniden örgütlenmiş dünya yönetimleri içinde nadide denecek DEVRİM ile kendisini yenilemiştir ve bu açıdan tam bir devrim niteliğindedir. Bunun yanında Egemenliğin halka ait olması, ortak karar verme yapısının tarihsel ve ananevi kökleri asırlar öncesine uzanır. Öncesi olduğu aşikardır, hatta dünyaya yayılmıştır. Bu açıdan baktığımızda, tam bir aslına dönüş anlamı taşır, Reformist.tir! İNKILAP.tır!

      İYİLEŞME, TEMİZLENME ve HASTALIKTAN KURTULUŞ! anlamındadır. O halde diyebiliriz ki TÜRKLERİN ASLINA DÖNÜŞÜ için verdiği mücadeleye TÜRK DEVRİM'i denir.

   Osmanlı'nın son dönemlerinde görülen şahsi idarenin başarısızlıkları, yenileşme ve ıslahat hareketlerinin mayasının tutamamasının sebebi olarak söylenebilir, Halktan uzak ve hükümran yapısı ve Halk arasındaki etnik ayrıcalıklar bütünleşmeyi engellemiş her tebaa ayrı baş çekmiştir. Halkı ile sevgi, şefkat ile korumaya yönelik bir ilişki kuramayan yönetim, ne kadar çabalasa da asla ayakta kalmayı başaramamıştır ve bundan sonra da bu hükümran tarzı başaran olmayacaktır sanırım.
   
   Köklerimizin bir İmparatorluk kurduğunu ve bütün dünya da yönetim becerisi ile ün saldığını ancak bazı bozulmalar ve bulaşmalar ile çöktüğünü, çöküş sırasında yine bazı iyileştirici önlemler, aldığını hepimiz biliyoruz. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerindeki iyileşme gayretleri, Cumhuriyet ile yapılan İnkılapların başlangıcı sayılır. Bu teze kanıt olarak değerli arkadaşım Fuat Yeşilkaya'nın beni haberdar ettiği; Ahmed Bedevi Kuran'nın yazdığı 'Osmanlı İmparatorluğunda İnkılap Hareketleri ve Milli Mücadele' adlı kitabı çok ciddi bir eser niteliğindedir.Bu kitabı anmayı İnkılabın köklerini, baş gösterişini filizlerinin boy gösterişini anlamak açısından çok önemli bulduğumu söylemeliyim! Hemen ilk sayfalardan bir cümleyi burada yad edeyim 'Hiç şüphe yoktur ki, Osmanlı imparatorluğunun parçalanması taassup ve kuru cehalettendir.(1330)'
BAŞÖĞRETMEN 'HASRETLİ OKLAR'
  
    Geçtiğimiz günlerde 30 Ağustos Başkumandanlık ve Zafer Bayramını, ardından da 9 Eylül İzmir'in düşman işgalinden temizlenmesi ve Yurdumuzun büyük bir bölümünün güvenlik altına alınmasının yıl dönümlerini yaşadık. Kıvanç günlerini hasret ve özlemle yüreklerimizde hissettik. Bu günlerde ihtiyacımız olan iyi hissetme, kendini değerli görme duyguları, yine Atalarımızın verdiği amansız mücadele sayesinde sinemizi şenlendirdi.
   Bu güzel duygularla göz attığım bir kaç eski gazetede, O günlerde yeni Türk Harfleri olarak nitelenen sütunlar dikkatimi çekti. Gazetede Türkün asırlardır kullandığı eklemeli dil tekniğine uygun olarak sözcük türetmeye ilişkin sûtun  dil çalışmalarının ne denli özenle bilinç ile yapıldığının açık delili. Ayrıca gazetenin bütününe serpilmiş olan yeni rakamlar, Arapça metinler içinde kullanılan Türk harfleri ile yazılmış kelimeler ve 'tır, dir' eklerinin bütün makale içinde Türkçe yazılışı, bana bu günün etiketlerini anımsattı. Yüzümde gülümseme ve zeka karşısında aldığım memnun eda dışarıdan bile gözlenebilirdi!

  Baş öğretmenin işi olmalıydı bu! Bütünün içinde açan kır çiçekleri! Arapça harflerin arasında özüne, sözüne, yapısına yaşantısına uygun açan renklerce kır çiçekleri, özlemle beklenilen ÖZ'e dönüş! Yeri gelmişken hemen 09/ 09 /1928 Tarihli, Hakimiyeti Milliye gazetesini, örnekleyeyim,
BAŞÖĞRETMEN TÜRK HARF İNKILABI 


Bu güzel ve eşsiz Gazete sayfalarının arkasında Harf İnkılabının yoğun bilimsel çalışmalardan sonra yapıldığını göz ardı etmeden belirtelim. Yeni Türk harflerinin tam bir dökümünü de hemen her günün gazetesinde görmek mümkün, uzunca bir süre sürekli olarak yayınlandığını gözleyebiliyoruz. 
BAŞÖĞRETMEN TÜRK HARFLERİ 
 Zamanlamaya Dikkat!
       9 Eylül 1928 Yedi düvele verilen amansız Kurtuluş Mücadelesinin yıl dönümünde bu kez cehalete verilecek savaşın meşalesini tutuşturmak bu gün bile toplum mühendislerinin parmağını ısırtacak zamanlamadır. Bu kıvanç gününün mutluluğu cehalet savaşının meşalesinin yakılması, başarıların yeni başarılar doğuracak güdülenme kaynağı oluşturması öğretmenliğin kitabını yazmaktır. Demektir ki, başarı en az bir önceki başarı kadar olacaktır bu bir payda koymak bir eşik belirlemektir Baş öğretmenin kendi kendi ile yarışıdır. Kişisel gelişimde kendi kendini aşmaktır. Atatürk'ümüzün kişiliğini Türk Toplumu ile özdeşik kıldığını bildiğimize göre bu gelişmek için sınır gözetmeden her alanda bir önceki başarıyı geçmek demektir.
BAŞKUMANDAN 9 EYLÜL 1928 AKDENİZ  ZAFERİ'

   İstiklali kanı canı pahasına yokluk içinde kazanan Türk Milleti asırlarca kendine dayatılan anlamadığı esir edildiği harfleri aklından tıpkı kara örtüyü yırtıp atar gibi atmaya iştahlanmıştı ve Baş öğretmeni çok ehildi!
 Kıvanç gününün ardı sıra gelen  gazetelerin adının ve bu gün etiket diyebileceğimiz sözcüklerin yeni harfler ile yazılması  küçük bir sütun ile işe başlanması neredeyse bu günün teknikleri ile yarış ediyor.

  Büyük maharet! Usta bibliyograf Emil Ludwig'in tespite dayalı betimlemesinin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor bizlere. Ne demişti usta yazar 'Hakiki Tablo'! Bu temaya uygun gazete sütunlarından bir kaç örnek vererek sizlerde Ulusal Egemenliğe dayalı aslına dönüş hareketlerinin kokusunu, tadını duyumsatabilmek benim için son derece mutluluk kaynağı olur. Yarın sabah okulların sonra yüksek okulların açılacağı bir gün, cehalet ile savaşımız da yeni bir gün! Ve yeni bir dönem başlayacaktır. Türk Uygarlığının dünyada çapında çizdiği 'Hakiki Tablo' bütün parlaklığı ve güzelliğiyle yerini alsın eskisi gibi yol gösterici olsun! Bunun için Baş öğretmene kulak vermek onun gibi Ulusunu sevmek gönülden sevmek yeterlidir.
 
BAŞÖĞRETMEN TÜRK HARF İNKILABI 
    İçinde bulunduğumuz girdaplardan cehalete karşı bir savaş başlatarak çıkmak en doğru yoldur ve alan eğitim alanıdır! Son söz olarak umuyor ve diliyorum ki, önce ki; savaşlarımız kadar kutlu ve sonu esen olur!

1 Mayıs 2017 Pazartesi

1 MAYIS TEŞVİŞİ, Kemalist "Uzman" Öğretmen: MİNE BÜLBÜL

1 MAYIS TEŞVİŞİ

KEMALİZM diğer doktrinlerden kökten farklıdır ve emperyalistler KEMALİZM i bizden iyi bildikleri halde bir doktrin olarak kabul etmezler. Oysa KEMALİZM yaşayan ve her gün kendi gerçeklerini dayatan uzaklaşıldıkça istikbali öldüren bilimsel, yerelden doğmasına karşın son derece evrensel temelleri olan  örgütsel sistemdir.

ATATÜRK'ümüzün hastalandığı günlerden başlayan Emperyallerin en ince detayına kadar analiz ettikleri, sonra da tike tike ayrıştırıp dosyalar halinde kendi paramızla önümüze koydukları normlardır. Bir tek farkla o da birleştirilemeyecek ve bir bütün haline getirmemizi engelleyecek düzen de, önümüze gelmesidir. Üstelik araçları da kendi ellerinde olmak kaydıyla.  Kemalizm in en büyük ayrıcalığı hiç bir şekilde sınıfsal bir ayırım içermemesidir. olanaklar çerçevesinde bulduğum bir gazete kupürü sunuyorum.
Toplum işçi memur vs diye  katmanlara bölümlere asla ayrılmaz, ayrılmamıştır. KEMALİZM de herkes mesleği içinde emekçi, üretici ve diğer meslek alanlarının da  tüketicisidir. Dolayısıyla bir örgü bütünleşme söz konusudur. Bu bütün sade toplumların işbölümü ve TÜRK TÖRESİ'nin de örgütlenme biçimidir. Türk'e ait olduğu kadar aynı zamanda da özgür ve kendi kaderini tayin etmeye hak kazanmış  bütün Milletlerinde evrenselleşmiş kuralıdır. İşbölümü beşeriyetin  gelişimini sağlamış adım adım daha iyi ve güzele doğru yol alarak günümüzdeki bilim ve sanatta erişebileceği noktaya gelmiştir. Daha ilerleyebilmek adına hala yol ve yön gösterici olmaya gayret eden Bilim ve Sanat İnsanları bu yüzden önce her zaman daha fazlayı arzu eden, yapılmayanları yapmaya çalışan görülmeyenlerle ilgilenen kişilerdir bu yönde emek harcarlar toplumun diğer bütünü ise onların bu ürettiklerinden faydalanarak öğrenerek üretimde nitelik ve niceliği artırır. Bir  fabrika çalışanının kendi çalıştığı bölümde daha iyi iş çıkarabilmesi için gerekli olan teknik öğrenme nasıl hayata geçer. Fabrikanın iyi üretim yapabilmesi için şimdiki durumda bir öğrenim şartı getirilir, en az lise mezunu, ilkokul mezunu gibi ancak işin getirdiği özel teknik bilgileri fabrikada hizmet içi eğitim olarak verebilirsiniz. Bu ihtiyaca göre bir eğitim olur .Memleketimizde sözünü ettiğimiz hizmet içi eğitimlerin de bir çoğunda esastan hatalar olmasını  görmezden gelerek, bir fabrika işçisi işe girdiği zamandan, emeklilik zamanına kadar aynı işte verimli çalışmaya yönelik olarak yapılandırılır ve hatta zorlanır. Hizmet etmeye belli bir noktada kalmaya neredeyse mecbur edilir. Bazı büyük firmaların veya AR-GE çalışmaları yüksek olanlar küçük detaylarda çalışanın katkı sunmasını onaylar prim ile ödüllendirir. Ancak o güzel tasarımları veya büyük icatlar ses getiren değişiklikler ancak bu konuda yüksek eğitim yapan AR-GE çalışanları tarafından yapılır. Böylelikle toplum sınıflara katmanlara otomatik olarak ayrılır. Oysa Kemalist Sistemde Sanat ve Bilim yine üretim mekanizmasının içinde yerini almış direk olarak üretimde kaliteyi ve miktarı artırmaya yönelik konumlandırılmıştır.örneğin Kozlu maden ocağının Bando takımı gibi. Şimdilerde Memleketimizde ise gazete köşelerinde eğitimleri olmadığı halde  icatlar tasarımlar yapan bir sürü ilginç yetenekli insana rastlarsınız. Bu insanlar gerçek Türk töresiyle büyümüş ve pratik ve gerçek araçlar üretmeyi başaran kişilerdir. Kemalizm'in gerçekliği de burada yatar. İçinden çıktığı toplumun yaşayış biçimi gerçekliği Kemalizm'in kuralları olmuş eğitim de üretim sisteminin içinde gerçek fırsatlar her an her yerde ulaşılabilir düzenekte yedirilmiştir. İş ne kadar küçük de olsa büyükte olsa çalışan her  fırsatta yükselebilir gösterebileceği ivme sürekli desteklenir. Sadece bir çiftçi anne babadan doğan kişi Ziraat Mühendisliğinin en yüksek kademelerine kadar eğitim alacak düzende tasarlanmıştır.Fırsatı her zaman  yanı başında bulur. Cumhuriyetin ilk on yılı bu düzende yürümüş, eksiklerine ve yoksulluğuna  rağmen dünyanın içine düştü ekonomik krizde bile büyük bir kalkınma hamlesi üretmiştir.
İşte biz de Kemalist  Sistem darp edildiğinden bu yana Avrupa'dan ihraç edilen SINIFSAL ÖRGÜTLENME biçimini servis eden,
kendi Milletimizin gerçeklerinden ilke ve felsefesinden uzaklaşmamızı sağlayan bizi köklerimizden toprağımızdan gerçek yaşam koşullarımızdan alıp sanal, gerçekçi olmayan bir dünya ya itmiştir. Bu gerçeklik duygusu ile dikte edilen sanal dünyada yıllardır gidip gelen gerçeği hiç bir yerde bulamayan kendinden ve kendi gerçeğinden habersiz vatandaşlar olarak yaşayışımızın sebeplerinden biride bu olmuştur.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi olarak bayram edeceğimiz gün aslında kendi fermanımızı imzaladığımız gündür. Ve biz gerçeklerimizden uzaklaşmanın  bayramını yapıyoruz. KEMALİST SİTEMİN darp edilişinden bu yana meydanlarda birbirimize girip, birbirimizi yaralıyor gazlıyor jopluyor ve yok ediyoruz. Kemalizm'i ve sistemi çok iyi bilen ve ayrıştırıp ayrıştırıp dosyalar halinde bize geri satanlar  ''LOZAN da biz size demedik mi?'' diye ellerini oğuşturuyor olmalılar.
Ne yapmak gerek! o halde ne yapmalı? nasıl yapmalı?
Bu soruların cevabını Ulu önderimiz M. Kemal ATATÜRK  vermiş. Sadece bize doğru anlayabilmek ve doğru uygulayabilmek gibi bir sorumluluk düşüyor.
İlk önce kabul etmemiz gerekenin KEMALİZM den başka diğer doktrinlerin masa üstünde kağıtlarda yazıyla kalemle VAR EDİLDİĞİNİ kabul etmemiz gerektiğidir. Bu gün herkesin anlayabileceği ölçüde SAĞ yani kapitalist doktrinde, sol dediğimiz SOSYALİST doktrinde üretilmiştir.Yaşamsal gerçekliği yoktur insan doğasına uygun değildir. Bunu uygulama ile ilerleyişin sonuna gelindiğinde birbirine ne kadar benzediklerinden rahatça anlamak görmek mümkündür.Örneğin SOSYALİST doktrini benimseyen toplumda sanat eseri veren CENGİZ AYTMATOV dan işçi sınıfının yaşadığı sorunları kadınların maddi problemler yüzünden sevmedikleri kişiyle evlendiklerini satır aralarından seçmek ve bir sosyolojik tahlil yapmak hiç de zor değildir. Diğer sanat dallarından ve sanat eserlerinden de arandığında kolayca bulunacağı ortadadır. Kapitalist doktrinde durum belki de bir kat daha vahim daha acımasızdır ancak ikisinin de sonucu 3 aşağı beş yukarı aynıdır. Masa üzerinde kalem ve kağıtla yaratılan düzenlerin hepsi en nihayetinde EMPERYALİZM in hizmetkarı ve aracı olarak, dünyayı tek başına yönetmeye talip olanlar tarafından kullanılır. Cümleleri soyar iyice basitleştirirsek ister sağcı ister solcu olun hizmet ettiğiniz tek yer emperyalizmdir durum bu kadar açık ve nettir. Öyle ki çıkış noktası özgürlükler ülkesi diye nam yapmış ABD'nin  1886 da ki işçi hareketleri olmasına karşın bu gün geldiği nokta açık ve barizdir.
Meydanlara çıkıp işçi hakları diye yırtınan,dayak yiyen ölen  her kişi ve can aslında  sadece ATATÜRK'ümüzün nitelemesiyle teşviş edilmiş halktır,bu türlü gösteriler ve yürüyüşler pazarlık payından öteye gitmeyen nafile yaklaşımlardır. Biz meydanlarda harap oluruz işçiyi yapılandıran güya seçilen başkanlar ve patronlar pazarlığa girişir. Gerçek bir iyilik iyileşme onurlu bir yaşam hakkı getirmekten çok uzaktadır. Bu sanallığı rakamsal verilerle ortaya koymaya çalışırsak  gözümüze ilk  çocuk işçiliği çarpar.                  
Ülkemizde her yıl iki milyon çocuğumuz tarımsal alanda mevsimlik işçi, kentsel alanda çırak olarak yasa dışı son derece ağır koşullarda çalışıyor. 2012 de kayda geçen resmi verilere göre de 32 çocuğumuz yaşamını kaybetmiştir.
Üstelik Ulusal Egemenliğini Çocuklarına armağan eden bir Millet olmamıza karşın rakamlar korkunç seviyededir.          
Ve her geçen gün gelir dağılım homojenliğini kaybettiğinden çocuk işçi sayısında önemli artışlar yaşanmaktadır. Aşağıdaki gazete kupürü durumun ciddiyetini gözlerimizin önüne sermiştir.
Şubat 2014’de Halk haber tarafından yayınlanmış bir gazete kupürü
Sn Güngör Uras bir gazete haberinde ülkemizdeki çalışan sayısını 25,5 milyon olarak belirtmiş ve devamında işsizlik ve sendikalaşma oranlarını şöyle ifade etmiştir.
''Ülkemizde 25,5 milyon çalışan 2 milyon işsiz var. Çalışanların 8.2 milyonu kayıt dışı ve özel sektörde çalışıyor Kamuda çalışanların sayısı 3milyon 440 bin,bunların 2.8milyonu kadrolu kalanı sürekli veya geçici işçi statüsünde
Özel sektörde sendikalaşma olan işyerlerinde 12.2 milyon çalışan var bu işyerlerinde çalışanların yüzde 10.6'sı ,1.3 milyonu sendika üyesi Sendikaların bulunduğu kamu işyerlerinde sendikalaşma oranı yüzde 70 dolaylarında sendikalaşma olan kamu işyerlerinde  2.2 milyon çalışanın1.6 milyonu kamu sendikaları yesi .''
rakamsal verilerden görüldüğü üzere bu gömlek bize uymamaktadır . Ayrıca sendikaya bağlılığın getirdiği niteliksel faydayı ölçme ve değerlendirmeye alırsak ayazda kaldığımızı anlamak zor değildir.
Atatürk'ümüzün ölümünden bu yana emperyalizmin bizimle eski bir hesabı vardır. Bu hesabı inceden ve teferruatla devreye sokmuştur. İsyanlarımız ve haykırışlarımız teşviş edilerek giydirilen bu deli gömleği yırtılmaya parçalanmaya mahkumdur.Milletin feraseti  bunu eninde sonunda çözecektir.
KEMALİST'ler için;
1 MAYIS BAHAR BAYRAMIDIR
ve bu yazılar yerine, yürüyüşler gösteriler,yapılandırılmış sanal (teşvişli) nutuklar atanlar yerine, buralardan ün ve şan elde etmeye savaşanlar yerine, kendi yediğini içtiğini,giydiğini kendi üreten toplamda 'kendi kendine yeten' kişi ve aileler benden, bizden meydanlara çıkanlardan daha ANTİ-EMPERYALİST tir.
Töresince üreten güzel eller ve yürekler doğanın canlandığı üretime ve yeniden doğuşa geçtiği
'1 MAYIS BAHAR BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN'.